Pages

9 Temmuz 2009 Perşembe

Kritikselleştirdiklerimiz-4

Le Premier Jour Du Reste De Ta Vie (2008)

Marc-André Grondin filmlerine göz gezdirmeyi çok uzun zaman önce kafama koymuştum. C.R.A.Z.Y. yi izleyip, en sevdiğim film ilan ettikten hemen sonraydı, evet. Ama üşengeçlik, unutkanlık, zaman bulamama vs yüzünden oturup imdb listesini incelemişliğim yoktu. Geçenlerde Mimi Wonka 'yla bir muhabbet sırasında kafamıza dank etmiş, içlerinden birini seçmeye girişmiştik. İsminin de etkisiyle (Geri Kalan Hayatınızın İlk Günü) indirdim filmi. Aile üzerine dram-komedi serpilmiş bir film. Biraz klişe bir konu ama o kadar samimi işlenmiş ki, türlerinden ayırıp ayrı bir rafa kaldırmamak mümkün değil. Anne-baba-üç çocuk- bir köpek. Köpek ölür, çocuklar büyür, çift yaşlanır. Ergen problemleri, nesil çatışmaları, olgunlaşma, hayal kırıklıkları, yaşlanma kaygısı, kaybetme korkusu ve dağılma eşiğine gelmiş aileyi bir arada tutma çabaları.. İlk cinsel deneyimini yaşama hevesi (korkusu) ile kapıdan içeri adımını atan genç kızın kafasını çevirdiğinde çocukluğundaki haliyle karşılaşması ve kapanan kapının altından sızan kan. Yaşlanma korkusunu taşıyan annenin başarısız aldatma girişimleri, taksi şoförlüğü yaparak para kazanan babanın ise (Jacques Gamblin) başarısız sigarayı bırakma girişimleri. Partide kız kardeşine asılan erkekle tartışan en büyük abinin sinirlenip oğlan kardeşine (Marc-André Grondin) yumruk attığı anda çalmaya başlayan ve bu beklenmedik süprizle kanımı donduran Janis Joplin- Summertime... Yani tamamiyle sıradan bir aile yaşantısının sıradışı bir içtenlikle seyirciye sunulması. David Bowie- Time, Janis Joplin-Summertime, (son sahnede çalan) Lou Reed- Perfect Day... şeklinde giden (ve nedense hiçbiryerde bulunamayan) soundtrack'iyle ve Rémi Bezançon 'un takdire şayan yönetmenliğiyle bir Marc-Andre Grondin filmi yeniden favorilerimin arasına girmiş bulunmakta.

Le Scaphandre Et Le Papillon (2007)

"Bugün bütün yaşamımın bir başarısızlık dizisi olduğunu farkettim. Sevemediğim kadınlar, elimden kaçırdığım fırsatlar, uçup havaya karışan mutlu anlar. Sonucu önceden bilinen ama kaybetmeye mahkum bir yarış. Kör veya sağır mıydım o sıralar? Varlığımın gerçek özünü görebilmem için elim ayağım tutmaz mı olmalıydı?"

"Artık şikayet etmeyeceğime karar verdim. Farkettim ki gözüm hariç felç geçirmeyen iki parçam daha var. Hayal gücüm ve hafızam... Hayal gücüm ve hafızam, dalgıç giysimden çıkabilecek iki yol bana."

"Yıpranmış perdemin arkasındaki solgun aydınlık sabahın ilk ışıklarını çağırıyordu odama. Topuklarım ağrıyordu, kafam çok ağırdı. Sanki bir çeşit dalgıç giysisi bedenimi tutsak ediyordu. Hayatımın şuanki amacı, geçmiş maceralarımla yatalak notlarımı birleştirip yalnızlığa hapsedilmiş kıyılara bırakmak."

Le scaphandre et le papillon; Elle dergisinde editörlük yapan Jean-Dominique Bauby 'nin locked in syndrome adındaki hastalığın etkisiyle bir gözü hariç bedeninin tamamının felç geçirmesiyle değişen yaşamını anlatıyor. İletişim kurmak için Jean-Do 'nun tek yolu gözünü "evet" için bir, "hayır"için iki kere kırpmasıdır. Cümleler kurabilmesi için kelimeler kurabilmesi gereklidir. Kelimeler kurabilmesi için harfleri birleştirmesi, harfleri birleştirmesi için de kullanım sıklığına göre dizilmiş alfabeyi baştan sonra duyması, her doğru harfte gözünü kırpması gerekmektedir. Filmin büyük bir kısmı, Jean 'ın felç geçirmesinden ölümüne kadar uzanan süreçte hayal dünyası, umutsuzlukları ve dış dünya hakkındaki gözlerimleri onun gözünden yansıtılmış. Hem filmi hem de yönetmen Julian Schnabel 'i ve Jean-Dominique rolündeki Mathieu Amalric 'i yakın takibe almanızı tavsiye ediyorum efendim.


Senaryosu, durgun havası, müzikleri ve yönetmeniyle akla geldikçe çıkartılıp izlenecek filmlerden biri la double vie de veronique. Polonya'da yaşan Veronika ve Paris'te yaşayan Veronique 'nın birbirlerinden habersiz ama bir şekilde paralel giden yaşamları (Ki paralelliği çevrelerindeki insanlarda, günlük yaşamlarındaki davranışlarında ve zaten aynı kişi (Irene Jacob) olmalarında görebiliyor insan). Veronika 'nın bir müzisyen olarak ilk performansında öldüğünü söylemekte bir sakınca görmüyorum çünkü zaten filmin büyük bir bölümü Veronique 'nin hiç tanımadığı bu kızın ölümünden sonra değişen ruh hali ve davranışları üzerine işlenmiş. Krzysztof Kieslowski hakkında şöyle harikadır, böyle süpsüperdir demeyeceğim ama filmi izledikten sonra "bu adam başka neler yapmış yahu" diyerekten imdb ye göz gezdireceğinizi düşünmekteyim.

Die Welle (2008)

Die Welle konusunu 1960larda Kaliforniya'daki bir okulda geçen olaydan almış. Filmde ise yer Almanya'da bir okul. Olaylar; araba kullanırken bangır bangır Rockn Roll High School dinleyen, tüm 1 Mayıslara katılan, Ramones tişörtlü beden eğitimi hocası Rainer Wenger 'in okuldaki proje haftasında konu olarak anarşiyi istemesine rağmen otokrasi dersine girmesiyle başlıyor. "Almanya'da bir daha diktatörlük olur mu?" sorusuna verilen "Kesinlikle olmaz, bunun için çok bilinçliyiz" cevabının karşısında Rainer, konuya ilgi göstermeyen öğrencilere aktif bir hafta geçirmek için bir öneride bulunur. Liderleri Rainer olarak bir hafta boyunca derslerde otokrasiyi pratiğe dökeceklerdir. Üniforma zorunluluğu, izin alıp ayağa kalkarak konuşma kuralı ve bu tip hafif uygulamalarla başlarlar deneylerine. Özel hayatlarında ailelerinden baskı, ilgisizlik ve boşverilmiş gören çoğu öğrenci oluşturdukları bu düzeni sevmeye ve benimsemeye başlar. Uygulama ders dışına da yansır, diğer proje sınıflarından öğrenciler almaya başlanır. Tek tip kıyafetler, selamlaşma şekilleri, amblemler, web siteleri derken birkaç günde okuldaki birçok öğrenciyi kendine çeker grup. Durumu birçok öğrenci ciddiye almaya başlar ve işler kontrolden çıkar. Diktatörlük için fazla bilinçli olduklarını söyleyen öğrenciler bu faaliyete kendilerini öylesine kaptırırlar ki, işler gruba katılmayanların dışlanıp dövüldüğü, baskı ve şiddetin kol gezdiği bir safhaya çıkar. Filmin süresi böyle bir konuyu ele alınmak için çok kısa da olsa, film vermek istediği mesajı başarılı bir şekilde veriyor, sıkmadan izletiyor kendisini.

1 baloncuk:

mimi wonka dedi ki...

Son 3 haftadır hiç film izleyememiş olmam feci koyuyor. Acilen konuştuğumuz filmleri izlemem lazım yoksa birilerine dalacağım ya da birşeyleri kıracağım. Die Welle ilgimi çekti ona el atmam lazım önce.