Pages

19 Ağustos 2008 Salı

Phaedrus'a Merhaba!

"Hafızama artık eskisi kadar güvenmiyorum. Unutkanlık başladı devamlı. Bu cümleyi kurmadan önce mutfağa gidip vişne suyu ve şeftali almıştım. Pasta tabağını da alacaktım ama elim doluydu. Sonra almak için ışığı açık bıraktım. Elimdekileri bıraktıktan sonra aşağı tekrar indim ışık kapalıydı. Açtım, masaya baktım, pasta tabağı yoktu. Şaşırdım yukarı çıktım. Baktığımda pasta tabağı yatağın yanındaki sehpada, vişne suyunun yanında duruyordu. Kendimden geçtim. Metafizikle kafayı bozmuş biri olsam buna kesin kulplar takardım. Astral yolculuk, parapsikoloji, reiki vs vs... Ama metafizik, ilgi duymama rağmen hayatımın merkezine oturtamayacağım bir alan olduğuna göre herzamanki basit ve maddesel muhabbetimize dönebiliriz. Peki nasıl oldu bu?...

Unuttum! Pasta tabağını yukarı çıkardığımı unuttum! Hatırlamıyorum öyle birşey! Şimdi gidip film izleyeceğim..."
...
Bu yazıyı dün gece yazmışım. Film bitince tamamlarım demişim ama üşenmiş kapatmışım sayfayı. "Küçücük bir unutkanlık amma abartmışsın haaa!" demeyin okuyucu. Benim için büyük birşey bu. İsim hafızası bir balık kadar olan ama olayları, konuşmaları ve suratları çok çok iyi hatırlayan biri için gerçekten şaşırtıcı. Ben sıra arkadaşımın ismini 2 hafta boyunca ezberleyememiş bir mahlukum. Ama 3 sene önceki muhabbetleri, tartışmaları her ayrıntısıyla hatırlayan da bir insanım aynı zamanda!

"Bir kutu birayı içip, içtiğini unutup tekrar bir kutu açan bir mahluksun da aynı zamanda!"
Demeyin. Çok kırılırım.

Bu geyik konulara ara verip kültür sanat konuşalım biraz da. Yalnız şunu farkettim ki son aylarda yazdığım yazıların %80'i paso geyik. Niye artık önemli, duygusal, ciddi konulardan bahsedemiyorum ben? Mevsimden herhalde...

Dün akşam kuzenimin yoğun tavsiyesi üzerine Benx adlı filmi izledim. Christiane F.- Wir Kinder Vom Bahnhof Zoo' dan sonra Alman filmlerine karşı bir önyargım oluşmadı değil. Ama Benx gerçekten harika bir film. Son zamanlarda ilk defa bir filmde bu kadar duygulanıp ağladım sanırım. Film; Ben adlı otistik bir çocuğun Archlord adlı bir internet oyununda saygı duyulan bir karakter olmasına rağmen (oyunda 80. levele gelebilmiş bir şahıs bu) gerçek dünyada çevresi tarafından ezilip, alay konusu olmaktan bıkıp, okulundaki insanlardan intikam almasını anlatıyor. Oyunda tanıştığı ve çok değer verdiği hatunun gerçek hayatta da onu ziyarete gelmesiyle hikaye gelişiyor. Film boyunca klasik "otistik çocuk, ezen çevre" görüntüsüyle acıma duygularınızı kabartıyor ama filmin sonunda ağzınız bir karış açık kalıyor, sonra ağzınızı kapatıp yüzünüze bir gülümseme yerleştiriyorsunuz. Kesinlikle kaçırılmaması gereken bir film. Gördüğünüz ilk yerde kapın, izleyin.


Bu sıralar Jack London okumaya verdim kendimi. Okumadığım evde birikmiş birsürü kitabı sıraya dizdim. En güzelinden en kötüsüne kadar okuyup bitirmeye kararlıyım. Kitapların birikmesine rağmen o sahafların önünden geçerken taze kahve ya da çay kokusunun içeriden gelen müzikle birleşince oluşturduğu büyülü atmosfer beni kapıdan içeri girmeye zorluyor ve bir kitap almazsam kendimi kötü hissediyorum. Şehrin tüm kitapçılarını gezmeme hatta şehir dışına çıkıp aramama rağmen bulamadığım Jack London- Bir Alkoliğin Anıları 'nı sokakta yürürken açılmış beyaz bir çadırın içindeki kitap tezgahında gördüm. Bordo-Siyah serisini dizmişler bir kenara, kitaplar süzülüyor. Hiç tereddütsüz kaptım kitabı attım çantaya. Okunacaklar serisinin en başına yerleştirdim. Şuanda Demir Ökçe'yi okumaktayım, bir iki güne biter sanırım. "... 20. yüzyılın başında, sosyalizmin kavram ve görüşlerini Platon diyalogları tekniğini hatırlatan bir yoldan öğretiyor. Öte yandan metin, yazılışından yaklaşık 20-30 yıl sonra Avrupa'da ete-kemiğe bürünen faşizmin de ayak seslerini duyuruyor okura. Sosyalist Ernest Everhard'ın eşi Avis, olayları, geçmişe bakan bir tanık gözüyle anlatıyor; onun varlığı, ayrıca romanın duygusal boyutunu tamamlıyor. Metne sözde 2700'lü yıllarda eklenmiş dipnotlar, romanı bilimkurgu türüne de yaklaştırıyor (Kapağın arkasından bir alıntı dizisi)."

Son 1-2 yıldır doğru dürüst Türkçe müzik dinlememiş bir insan olarak son zamanlarda Asfalt Dünya adlı güzide grubu takip etmekteyim. Yeni çıkan Türk grupların geneline karşı büyük bir önyargım var ve çoğunun birbirine benzediğini düşünmekteyim. Ama aralarından sıyrılan istisna müzisyenler de gerçekten doyurucu müzik yaparak takdirimi kazanıyorlar (Aman ne büyük marifet dimi?). Bunların en başında Cem Adrian var sanırım. Yaptığı işle, aldığı karşılık hiç de denk değil. Orjinal yanlısı bir insan değilim. Bilgisayar başına oturup o torrent senin bu torrent benim şeklindedir anlayışım. "Zaten müzisyenler albümden değil konserden para kazanıyorlar hacı!" şeklinde düşünenlerdenim. Ama Cem Adrian'ın çıkarmayı planladığı 3 albümden oluşan seri, çıkardığı ilki gibi olursa alacağım ilk orjinal albüm olabilir. Herneyse bu istisna müzisyen/gruplardan biri de Asfalt Dünya. Müziğin tekniğinden çok fazla anlamadığım için kulağıma güvenerek dinleyeceğim şeyleri seçiyorum. Asfalt Dünya da gerek sözler gerekse müzik açısından dinlenilesi bir grup.

Hafızadan girip müzikten çıktıktan sonra şu yazıya bir son vermek en iyisi. Elveda okuyucu...

*Çukurnot: Phaedrus; (Daha birçok anlamı olmasının yanısıra) Robert M. Pirsig 'in "Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı" adlı kitabındaki kahramanın bilinçaltına verdiği isim olmakla birlikte benim blogumun başlığını da bundan sonra süsleyecektir.

2 baloncuk:

Mimi Wonka dedi ki...

Zihin hastalığı dedim en son buna ama depresyonda olabilir kuzum. Yani bilir kişilerin söylediğine göre senin benim yaşımda insanların genllikle "hayatı anlamlaştırmaya çabaladıkları" ama bi b.k beceremedikleri bu dönemlerde başlarına gelen şeylerden biriymiş dalgınlık, unutkanlık, sakarlık,...lık, ...lık vs. bilenler çok biliyor Turşucuuum, sen bir tarafından sallama parapsikoloji, astral seyahat vs diye, hem reiki ne alaka lan xD

Film çok vurucu be hacı! Tekrar tekrar arka arkaya izlenmez belki ama belli dönemlerde açıp açıp izlenir, yani "ne zilesem lan bugün" dediğinde gözüne iliştiği gibi açar izlersin öyle bir film Ben X. Salya sümük şekilde güldüren bir şey işte. Timmermans' boşuna ödül vermedik İstanbul Film Festivali'nde. Hakketmiş abi adam, alıp götürüyor insanı...

Jack London için bişi demiyorum, kitabı alıp okumam lzım önce.

Asfalt Dünya için tekrar teşekkür ederim efenim. Her gün dinler oldum "Bir Akşamın Kalbi" ni...

Phaedrus ile buluşmama var daha, selam söylerim senden, eyvallah....

Alässe_isis dedi ki...

dalgınlık, unutkanlık, sakarlık?... hepsi mevcut Mimi hanım. Ama sıkılmaktan artık anlamlaştırmaya vakit bulamaz oldum ben. anlamlaştırmak için şöyle malzeme falan olur değil mi insanın elinde? Cık o da yok xD reikiyi karıştırma şimdi!