Pages

9 Şubat 2008 Cumartesi

Solucan ve Cennet

Geçenlerde izlediğim bir filmin etkisinden olsa gerek son zamanlarda çok düşünür oldum. Eğer Tanrıyla konuşabilsem, onunla şöyle saatlerce yada günlerce sohbet edebilsem neler söylerdim ona? Ya da onun bana ne anlatmasını isterdim... Acaba filmdeki gibi tüm konuşmayı bir yere not alıp kitap mı çıkarırdım? Kim bilir belki ünlü olur yaşamımı o senaryoya göre oynardım. Belki de insanlar tarafından deli damgası yiyip, oturup evde elimde kahvemle "Tanrıyla keyifli muhabbetler" kuşağına devam ederdim. Az önce ilham gelsin diye annemin izlediği bir filme baktım 15 dakika. Malzememi de buldum haa ! Konu tanıdık; Nazi kampları, esirler, savaş vs. İki adamın konuşmasına dek geldim:
- Sence ben ölünce ruhum nereye gidecek? Cennete mi yoksa solucanlara mı?
- Solucanlara...

Herhalde Tanrıyla konuşsam sorucağım ilk soru bu olurdu. Peki o bana ne anlatırdı? Herkesle konuşurmuş. Öyle diyor geçenlerde izlediğim film. Herkesle, kendi sesleriyle... Önemli olan kimin dinlediğiymiş. Filmdeki her replik öyle özenle seçilmiş ki, sanki bu konuyla ilgili beynimde oluşan her türlü düşünceyi kelime kelime geri vermiş bana. Toplum; Tanrıyı gözünde öyle korkunçlaştırmış, ondan öyle ürkmüş ki artık her davranışında, her sözünde bir günah korkusu, cehennem korkusu... Konuşan öğrencisinin eline cetvel vurmayı bekleyen bir öğretmen gibi hayal etmiş. Gerçek sevgiden bahsediyorsunuz ama bunun ne olduğuna dair en ufak bir fikriniz yok. Sadece korkuyorsunuz. Cehennem cehennem dediğiniz, gitmediğiniz halde hakkında atıp tuttuğunuz o yerden korkuyorsunuz. Hurileri Nurileri görememekten belki de... Yaptığınız iyilikler bile günaha girme korkusu üzerine inşa edilmiş. Bencillikten başka nedir bu? İyilik yapmak için değil, sevap kazanmak için yapıyorsunuz bunların hepsini. Tanrı demiş filmde "İyi biri olmak için tehdit edilmen mi gerekiyor?" Evet toplum toplum dediğimiz insanların kafalarında yarattıkları Tanrı bu olduğu için, iyi birer insan olmaları için bu gerekiyor. Benim Tanrımsa sizinkilerden biraz farklı. Onunla ilgili düşündüğüm herşeyi anlatamam belki ama beni benden iyi tanıdığını biliyorum. Neler yaptığımı, neler yapabileceğimi, neler yapmak istediğimi... O yüzden iyi bir insanım ve iyi bir insan olmak için günahlardan korkmama gerek duymuyorum, çünkü öyle birşey yok...

3 baloncuk:

Mimi Wonka dedi ki...

gece gece işin gücün yok mu senin demek istiyor insan önce ama durup kabul etmek lazım iyi bir noktaya balıklama dalmışsın.

toplum bizi bu hale getiriyor deyip işin için sıyrılmak var gerçi,hani yozlaşmışız,gazoz kapağı ve cicozların ne demek olduğunu unutmuşuz falan deyip suçu çoğullaştırmak...

la aslında ölünce hiç bişi olmuyormuş bi düşünsene, kim gitmiş görmüş de gelmiş bilmiş bilmiş şişinmiş...

Tanrı bazılarının "ben iyi bir insanım" diyerek gece yataklarında huzur dolu bir uyku çekmeleri için vardır. Ruhumuzun gideceği yer uykumuzda bulacağımız huzurdan farksız olmayacaksa,bedeni solucanlar yemiş kimin umrunda....

Alässe_isis dedi ki...

işte seni bu yüzden seviyorum lön mimi xD

Cem dedi ki...

Burada bahsedilenleri şimdi tek tek irdeleyemeyeceğim ancak bence; tanrı, din adamları ve devlet yöneticileri tarafından, yozlaşmış olan toplum bireylerine korku salarak onları düzene sokmak için yaratılmış bir kukladır. İnsanların en çok korktuğu şey ölümdür ve ölümden sonraki yaşam diye bir şey uydurulursa, insanlar orada rahat edebilmek için herşeyi yaparlar.

Şimdi şöyle çevremize bakarsak, tanrı korkusu/inancı olan insanların yönettiği ve büyük bir bölümüne hakim olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Ama kaos hala devam ediyor! İnsanlar diğer taraf için çalışıyorlar ve samimi değiller yaptıkları iyiliklerde. Bu yüzden hiç birşey düzelmiyor ve düzelmeyecek.

Ölünce gidilen yerde rahat etmek için değil, yaşadığın yerde mutlu olmak için iyi bir insan olmalısın.

Ve yani, şahsi düşüncem, sonucunda; "Evet, Merhaba Solucanlar!" ehehe..