Pages

2 Ağustos 2010 Pazartesi

John Lennon- Woman

"İnsanlar aşka değil aşık olma fikrine taparlar." cümle buydu ya da bunun ayarında birşeydi sanırım. Ya bir film repliğiydi ya da film repliği tadında biri söylemişti, tam hatırlamıyorum. Aşkın göreceli bir fantezi olduğunu düşündüğüm için -daha doğrusu bu yaşta düşündüğüm için- kendime kızmıyor değilim ama evet, ben de çevresinde birbirinden memnun ve birbirine saygısını yitirmeyen çiftler bulunmayanlardanım. Yazdıklarımı okuyan ve mutlu bir ilişkisi olan biri varsa söylediklerimi ciddiye almamalı, zira bunları yazan hödük zaten hayatında böyle bir tecrübeyi yaşamaya cesaret etmemiş biridir ve dolayısıyla atıp tuttuklarının güvenilirliği bir hayli tartışılır. Fakat en yakınımdan en alakasız olduklarıma kadar birbirini delice sevdiğini söyleyip de en gergin anlarda bile birbirine karşı temkinli yaklaşan, saygısını koruyan bir çifte hiç rastlamadım. Buna anne-babam da dahil, samimi arkadaşlarım, akraba çevrem, aksini aklımın ucundan bile geçirmediğim tanıdıklarım, çok çok yakıştırıp takdir ettiklerim, mutlu olmalarını gerçekten çok istediğim çiftlerin hepsi... Sanırım bu; birçok insanın sevdiğini ve sevildiğini düşündüğünde, bunun karşısındakini pek bir düşündüğü için değil de en çok yalnız kalmaktan korktuğu için biriyle beraber olmak istediği gerçeğini kabul etmemesiyle alakalı. Yani kabul edelim, bu sırf seviştiğimiz insanlarla yaşadığımız ilişkiler için geçerli değil, yaşadığımız birçok çeşit ilişki için geçerli, birini yanımızda istememizin ya da birinin yanında olmak istememizin en önemli sebebi kendimizi, en çok da kendimizi sevmemiz ve düşünmemiz. Üzgünüm, aşka inanmadığımdan değil (bir insan için en yaratıcı ve en mükemmel fantezi olduğunu iddia ederim), sadece sırf kendimizi herkesten, herşeyden daha çok sevdiğimiz için başka bir kimseyle hayatımızın geri kalanını mutlu mesut, sevgi ve saygı dolu günler içerisinde geçireceğimiz düşüncesi hiç inandırıcı gelmiyor artık. Evlilik ve bir aile kurma düşüncesinden çok daha öncesinde vazgeçmiştim zaten, şimdiyse ömrünün geri kalanını başka biriyle mutlu bir şekilde geçirme düşüncesinden vazgeçiyorum. Hayatta herşeyin tadımlık olması fikri ilk başta carpe diem izlenimi yaratabilir, ama değil, gerçekten... Sadece kendimizi iyi hissettirecek mutlu anılar toplamaya çalışıyoruz 60-70 yıl boyunca, daha fazlası değil.

Bazı fikirlerden vazgeçtiğimi söylüyorum, bunlardan ebediyen vazgeçtiğimi değil. Nasıl ki bundan 5 yıl sonra kendimi belli bir yerde göremiyorsam, bundan 5 yıl sonra ne düşüneceğimi kesinleştirip garantisini de veremiyorum. Bu yüzden "ömrünün geri kalanını başka biriyle mutlu bir şekilde geçirme düşüncesi" hakkındaki fikirlerimden şu an bile kuşku duyuyorum. Ama "evlilik ve bir aile" bundan 10 yıl sonra bile aynı şekilde kalır gibi sanki..

Gerçekten bu cümleleri başkaları adına kurmuyorum. Kendi sınırlarımı değerlendiriyorum sadece. Karşıma geçip "yıllardır beraberim ve bir saniyesinden bile pişman değilim" dersen söyleyecek birşeyim zaten olmaz. En başta da söyledim, kendime baktığım zaman tüm riskleri alıp böylesi bir tecrübenin ne sorumluluğunu alabilecek ne de ona atılabilecek cesarete sahip birini görüyorum. Sanırım, bir insanın bireyselliğini, şahsi özgürlüğünü, kişisel iradesini bir çift olarak yaşayıp bir çift olarak hareket etmekten daha ön planda tuttuğum için böyle. Zaten sırf bana bıraksan fantezi dünyasında tanrıcılık oyununu, eline gitarını alıp karşıma geçerek John Lennon-Woman söyleyen kişi için uğruna vazgeçtiğim şeylerden vazgeçip bütün tabularımı yıkarım. Dediğim gibi, sadece sınırlarımı değerlendiriyorum şu an.

4 baloncuk:

(Süper)Cem dedi ki...

Stirner'in de buna (ilk cümle) benzer bir sözü vardı ama şu an tabi bunu anımsayacak kadar normal değilim ve koca kalın kitabı bu sözü bulmak için araştıracak değilim. Yani neresinden bakarsan bak, bi "değillik" söz konusu.

Gözlemlerinde yanılmıyor olabilirsin ve daha acısı bunlar doğru bile olabilir. Ki Stirner de bir egoistti ve sadece kendi keyfini düşünürdü.

Ama bilemiyorum. Hiç tarzım olmasa bile, birazcık daha rahat edebilme adına (bu tipik türkler gibi "çamaşırımı yıkayan var, ütümü yapan var oooohhh" mantığı değil tabi. beraber yaşamaya giden yolu açmak adına..) evlenmeyi düşünen bir sıfata girdim ister istemez. Seneye evlenicem hatta dsmos. Garip. Aramızdaki elektrik biter mi, paylaşımlar sona erer mi, sadece tatmin mi bizi bir arada tutan? Bunları bilmeye imkan yok. Elbetteki arada tutarsız saçma muhabbetler döner, dönecektir ki dönmese o işte bir sorun vardır; ama bunlar "oyunun sonu" olarak algılanırsa, oyunun sonu için bir davetiyedir zaten.

Bir erkek arkadaştan ya da bir kız arkadaştan (cinsiyete göre değişir elbet) alabildiğin hazzı alabilmende yatıyor olay. Her şey değişir, bütün duygular kabuklanır ve kabuklarını döker.. Ancak muhabbet edebilmeyi başarmak önemli. Muhabbet edebildiğin sürece sürebilir "ilişki" denen şey. Sevişmek belli bir yaştan sonra Muhammed Ali'den yumruk yemiş bir boksörün ayakta durma şansı kadar. Möhüm olan edebildiğin muhabbet, eğlence ile geçirebildiğin zamanlar. Büyümemek gerek. Ben büyümeye ve standartlara bağlamış "türk aile yapısına" kocaman bir kol gösteriyorum ve beraber olduğum hatunla "evlensem bile" sıkılmadan zaman geçirebileceğimi düşünüyorum.

Naçizane..

(Süper)Cem dedi ki...

bu üstteki yorumu yaptıktan sonra hata verdiydi. üzülmüştüm gerçek. ve bu yorumun hata verilip kayıtlara geçemediği yönünde üzücü bir mesaj yazasım vardı buraya gelene çe (çe ise ayrı bir güzellik değil mi?) ama görünce sevindim. üstelik çok bira içmişken. çok bira içmişken sevinmek, ultra brutal gore death grind sevinmektir.

Alässe_isis dedi ki...

süpercem: aynı yorumdan iki tane gönderilmiş olduğunu görünce bloggerın yine bi haltlar karıştırdığını tahmin ettim ben de. yorum da akşam akşam pek bi hoşuma gitti, mutlu oldum adına yahu birden.

canselmo: yorumunu yayınladım vallahi ama adi blogger niye göstermiyor, sana mı küstü bana mı küstü anlamış değilim bak..

Canselmo dedi ki...

Ne yorum yazmıştım ki acaba? Şu an aklımda daha detaylısı olduğuna eminim. Zira yazıyı bir daha okuyunca konu hakkındaki düşüncelerimizin epey benzeşmekte olduğunu gördüm. Hatta ve hatta ben bu yazıyı ilk defa okuyorum sanki yahu.. Neyse.

Aslında bunun üzerine Cem'in yazdığından daha da uzun bir şey yazılabilir. Başlı başına yazı konusu yani. Şuna özellikle katıldığımı söyleyip uzatmayacağım ama: artık insanlar birbirlerine saygı konusunda da sınıfta kalıyorlar çoğu zaman gerçekten. Düzgün bir ilişkisi olanları, aynı senin yaptığın gibi tenzih ederek konuşuyorum; etrafımda "Hep ben fedakarlık yaptım. Doğru şeyleri yapan bendim ama gene de üzülen, kullanılan vs. vs. her defasında ben oldum." diyen onlarca insan varken, bunlar gibi bir tanesine rastlamayınca benim de aşka, aşktan ziyade aşkın uzantısı olarak özetlenebilecek sevgi ve saygıya inancım pek kalmadı. Bir tane görmedim yahu! Her şey kötüye gittiğinde en azından saygısını, soğukkanlılığını yitirmeyeceğine inandığım az insanla karşılaştım zaten. Bu az sayıdakilerden beraber olduklarım da istisnasız yanılttılar beni.

Üstelik insanın yaşı ilerledikçe olaya hislerle beraber mantık da karışmaya başlıyor ve tüm olay daha da karmaşıklaşıyor. Hepten karamsarlığa düşmüş durumdayım bu aşk meşk mevzularında. Hayır, hepten görmezden gelebileceğin bir şey de değil ki.. Bir yerde ihtiyaç duyuyorsun, ne kadar gömmeye çalışırsan çalış.

Ne bileyim ya..