Pages

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Sidik Gibisin Gold

Selamlar blogger. Bir kere Jacobs Gold 'un tadı iğrenç, onu belirtmeden edemeyeceğim. Bitsin diye uğraşıyorum, ziyan olmasın, aman atılmasın, en nihayetinde kafein var onda mantığıyla. Ama dayanılacak gibi değil. Sidik gibi kokuyor, tadı desen o sidikten beter. Sidiğin tadını bilmiyorum ama eminim Jacobs Gold dan daha içilebilir bir aroması vardır. Neyse bir selam verip ardından sidik muhabbeti yapmak ayıp oldu. Hal hatır sorgu suali yerine üre ürik asit konuşmak ilk tercihim değildi, aklımdan Mgmt geçiyordu halbuki. Lastfm fotolarına göz gezdirirken bir tanesine rastladım ve Emile Hirsch 'i kaldırıp masaüstü arka planına yerleştirdim fotoyu an itibariyle.


Bu dört mahluk nasıl gerçek olur lan? diye sordum kendime. Andrew Vanwyngarden ve üç kedi oluşturuyor bu dörtlüyü. "Ben Goldwasser tipim deyiiil şekerim!" demeden geçmek istemem. Hani düşünmedim değil zamanında, kedi yerine ev hayvanatı olarak Andrew Bey'i mi alsam diye (Olmaz öyle şey! Olur mu öyle şey? Olmaz tabiki, salla orandan burandan tabi sen! demeden önce bağlantıya bakmandaki yararı hatırlatmak isterim. "Japon yaparsa ben de yaparım, yapabilirim ulen" sendromudur kendisi, eskiden çok eskiden elimize aldığımız deftere nefret ettiğimiz insanların isimlerini, ardından ölüm şekillerini yazmamıza rağmen ertesi gün hala yaşadıklarını gördüğümüzde etkisi göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti). Neyse, Andrew, Electric Feel falan güzel şeyler, kediler de öyle...

Son 1 haftadır yoktum bu arada. Haftasonu bir arkadaşı davet ettim eve, geldi o da, yazık (Aile üyeleri topluca gotik olmayabilir ama birçok konuda The Addams Family havası taşıdığımız inkar edilemez bir gerçek). Çabuk uyum sağladı sevgili arkadaş evimize, hernekadar 20 milyon sayıp aldığım Nescafe Cap Colombia 'yı ikram ettiğimde içine şeker ve süt katmak gibi bir hata yapıp tüm aile fertlerini hayretler içinde bıraksa da kendisi (Birincisi, Alta Rica 10 milyon, tamam biri latin işi, diğeri kolombiya (alta rica damağıma yapışmış, cap colombia falan yabancı geldi, alışamadım başlarda) ama 20 milyon lan, enfes kahve keyfi için değer mi diye sormama gerek kalmadı, değdiğini kasadan geçirirken gördük. İkincisi, Cap Colombia 'yı özel günler için saklamıştım, hadi dedim bak bu asosyal yaşamına 1 gecelik de olsa bir yenilik geldi, arkadaşına da koklat kahveden. Ama öyle bir kahveye bol şeker ve bol süt ilave etmen beni hem üzdü hem şaşırttı), olaysız bir akşam geçirdik misafirimizle. Dışarıdan bakıldığında olaysız desek daha doğru olurdu. Zira tek başıma gitmeyi planladığım sinemada peşime takılıp 2 saatimi ziyan eden arkadaşta olduğu gibi, bu şahısta da dişlerimi sıkıp sabahın olmasını bekledim. Gecenin bir yarısı film izliyorduk (Das Wilde Leben) ve o tanıdık hissin yaklaşmakta olduğunu farkettim. Noluyor ulan demeye fırsat bırakmadan o düşünce seline kapıldım (düşünce, sel, tanıdık his? phaedrus ile şiirsel dakikalar). "Şimdi şu kız gitse lan? Hani çantasını alsa, acil işi çıksa sabahın 1'inde. Lan, gitsen sen, hani biliyorum dışarısı soğuk, ceketimi veririm ama hani... hmmm" Neyse ertesi akşam eve geldiğimde odam yine benimdi, başka birinin tişörtü vs yoktu yani, tanıdıktı, kuruldum koltuğa, Chuck Palahniuk okudum. Bundan sonra misafirim olursa salonda yatıracağım kendisini. Ben yine uykuda deli deli hareket edip, yorganı farklı boyutlara sokup, sabah yastık ayağımın dibinde bir şekilde uyanacağımdır, güzel, güzel.

Neyse haftasonu öyle böyle geçti, haftaiçi de ders çalışıyordum blogger. Yine arada girip yeni yazılara yorum yapıyorum falan hiç değilse. Gelecek sene nadir görürsün beni, ultra duracell gücünde çalışıyor olurum büyük ihtimal. İşin ucunda Mimi, Nikki, Smoky üçlüsüyle kesintisiz muhabbet, şarap, caz varsa kasmak lazım tabi duracell i ("Güzel bir gelecekmiş, yok süpsüper üniversiteymiş, dereceymiş, güzel mesleğe açılan kapıymış, peh, şarap diyosun, caz diyosun" demezsin sen gerçi de, diyen arkadaşlar var... Demeyin lan! Çalışıyorum vallahi, içki miçki de içmiyorum haftaiçi, yds + öss olmeca etkisi yapıyor zaten. Neyse yeni yazı yaz blogger, haftaiçi takılıyorum buraya yazı yazmasam da. Sen yaz, okurum ben. Şimdi Mimi Hanım'ın gönderdiği dvd yi açmış bulundum. Brazzaville mi dizsem playliste, Nina Simone mı diye düşünüyorum (En kötü ikilemimiz böyle olsun hehey). Görüşürüz, bloguna iyi davran, öptüm yanacıklarından (yanacık, yanak denen bölgenin fazla öpülüp ısırılma ile hafifçe şişmesi halinde oluşan tepecik olup, yaygın olarak anne mahluklarında bulunmaktadır)...

çukurnot: Geldiği günden beri giyiyorum ve artık yıkanmalı o tişört Mimiciğim, çamaşır makinesine göndereceğim en yakın zamanda. Converse ler botların yerini aldı iyice, Richard Amcanın kitabına da geçiyorum yarından sonra, sevgiler, bol kahve sonrası Antik'ler ve phaedruslar...

4 baloncuk:

(Süper)Cem dedi ki...

ama genel olarak jacops neskafeyi döver diyerek bu olaydaki görüşlerimi belirtiyorum.

yazma konusunda bokunu çıkarttığım için bu konuda size yardımcı olabileceğim için mutluyum.

film falan deyince; ne zamandır losttan başka birşey izleyemiyorum lan. zamanım yok adeta. kendimi yazı işlerine adadım sanki. sapıkça. öf.

Alässe_isis dedi ki...

tabiki jacobs; monarch versiyonuyla gönlümdeki tahtını sabitlemiştir orası ayrı konu ama gold 'u gerçekten başarısız derim ben. ayrıca öğle araları eve gelip yeni yazılarınızı okuyor, öyle dönüyorum okula, doping niyetine efendim xD

mimi wonka dedi ki...

cop cop cap colombie iyi bence, kopkopkop diye espri yaptım yukarda o derece güzel iğrençleşsen bile değiyor yani anladın sen.

smoky bonnie dedi ki...

Ya keşke hiç çamaşır yıkanmasa herkes koksa.nefret ediyorum bu çamaşır yıkama işinden ben.Bu arada bekliyoruz efem dört gözle seni.