Pages

22 Kasım 2008 Cumartesi

Alta Rica: Efsanevi Lezzet

Bugün çok ruhsuz ve boş uyandım. Öyle bir ruhsuzluktu ki bu, ruhsuz durumuma şaşıramadım bile. Hani hergün olduğu gibi monoton geçecekti belliydi ama gözlerimi açtığımda farklı bir monotonluk hissettim. Yataktan kalktığımdaysa kendimi bir robot gibi hissettim. Düğmesine basılmış da otomot bir şekilde hareket eder gibiydim. O kadar robotlaşmıştım ki, bu robotsu hareketlere şaşırmadım bile. Sabahın körü olmasının yanı sıra, yağmurluydu hava. 1 saat sonra dershanedeydim. Esnedim durdum 3 ders boyunca. 2 saatlik arada eve gelince kendime gelir gibi oldum. Sonra tekrar dershane... Beynim o kadar boştu ki, Matematik dersinde 83 'ü 6 'ya bölemedim bile. 8 'i 6 'ya bölünce 1, elde var 2... Ama o 2 ne olacaktı? Nereye koyuluyordu? Hem 8 'in yanındaki 3'le ne yapacaktım? 3, 6 'ya bölünmezdi bir kere. Sonunda dayanamadım, arkadaşın kağıda baktım ve çıkan 13, kalan 5 'i geçirip işleme devam ettim. Yağmurda ıslana ıslana otobüs bekledim akşam. Otobüste de bol bol Faster Pussycat dinledim (Yazının akışına göre şöyle Beirut, Charles Aznavour, Nouvelle Vague vs bekliyordun dimi? Hadi itiraf et, Faster Pussycat ortama gitmedi. Ama yok, çok zevkliydi yanımdaki teyzenin dibinde dibinde Porn Star adlı naçizane şarkıyı dinlemek!). Eve kendimi attığımda çok mutlu oldum. Bitti gitti o ruhsuzluk, boşluk. İnsanın evi gibisi yok derler ya, o işte. Herşey tanıdık olunca rahatlıyor insan. Açtım Beirut 'u, geçtim bilgisayar başına, ödev yapıyorum! (Yapıyorum yapıyorum merak etme gidiyor ikisi bir arada, Okan izlerken bile ödev yapıyorum ben, hatta gecenin 2 'sinde 3 'ünde ödev yapmak daha verimli oluyor => Kahve içmek için güzel bahane Turşucuum...)

İkinci bir emre kadar tüketmeye kararlı olduğum yeni favori kahvem; Nescafe Alta Rica! Çantama atıyorum hergün, nerede ne zaman gerekeceği belli olmuyor. Bir de yanında Eti Antep Fıstıklı Bitter 'le çok nefis gidiyor. Kaçırılmaması gereken bir lezzet...

Beirut 'un Napoleon on the Bellerophon şarkısı garip bir hüzün veriyor bana, ezgisi hafiften duygusal. Sence de öyle değil mi?

Azraile Şaka Kabilesi 'ni dün akşam bitirdim. Aslında ben bitirdim ama kitap bitmemiş ki! Evet kitap dediğin hoş kokulu sayfalara sahip olmalı, böyle ellemeli, okşamalı, koklamalı, gece koynuna alıp uyumalısın vs. Ama olsun Güneş Şener Bey için bir istisna yapıp bitirdim online kitabını (Egosal mastürbasyon dediğin şey Dream Theater 'ın yaptığı değil, benim kurduğum bu cümledir!). Çok da severek okudum. Umarım birgün elimize alıp, sayfalarını koklar, alıntılar yaparız kitabından.

Telefonların örümcekleşip, kulağımızdan içeri girip, beynimizi yemesine ya da kara sineklerin dünyayı ele geçirip, tüm insan ırkını yok etmesine ilişkin garip teorilerimden bahsetmiştim geçen yazılarımda bilen bilir (Bilmeyen veya bilmemezlikten gelenler için => What If...? ve Sevgi Kebelekleri ). Şu dünyada en çok korktuğum şeylerdendir kesici alet edevatlar. Tüm bu korkumun kaynağı annem olsa gerek. Annem, annem olduğundan bu yana bıçakları bulaşık selesine hep dikine gelecek şekilde yerleştirir. Yani bardak almak için uzanırsanız, kolunuzu derin derin bıçağın sivri ucuna çizdirebilirsiniz. Annemin bu vahşi alışkanlığı sayesinde her türlü sivri şeyden tırsar oldum. Kitapların sayfalarının ellerimi kesmesi de başka bir neden olabilir. Keskin şeylerden olduğu kadar hızlı gelen cisimlerden de çok korkarım. Basketbol topu atılırken kaçışan tiplerdenim ben. Ya da 0.5 uç istediğim arkadaşım 2-3 metre öteden bana uç kutusu fırlatırsa sığınacak yer arayıp, kendimi yere fırlatabilirim. Bunların hepsi bıçak korkum yüzünden. Derinin yırtılma sesi tüylerimi diken diken eder ama aksine kan görünce bayılanlardan da değilim. Sonra yükseklik korkum yoktur ama aşağı düşünce olacak şeyleri düşünmesi buz kesmeme neden olabilir.

Bir de Don Kişot benim en sevdiğim hikayedir, söylemiş miydim?

3 baloncuk:

Buzcevheri dedi ki...

Demek sende kahve ve bitter sevicisin? Benim gibi kahveye şeker katmıyorsundur herhalde? Beirut şarkıları kederi ve sevinci aynı anda yaşatmakta.

Söylememiştin.

Alässe_isis dedi ki...

mimi wonka'nın bir yazısının yorumunda belirttiğim ve senin onayladığın gibi; bazı şeyler sade tüketilmeli, zenginleştirilmeden.

Mimi Wonka dedi ki...

Irish coffee yapayım ben size bir ara, o zaman görürüm kahveye bir şey katılır mıymış, katılmaz mıymış?