Pages

6 Eylül 2008 Cumartesi

Asortik Doğumgünü Partisi'nin Hazin Sonu


* Hanımeller Asorti 'yi bilirsiniz okuyucu. Küçüklüğümüzün bisküvisi. En azından benim öyleydi. Ortası kırmızı ve siyah renkli bisküvileri çıkartırdık önce. Kenarlarından tavuk gibi tırtıklar, en sona ortası kalınca da bir güzel atardık ağzımıza. Ortası vişneli -ya da herneyse- olanlar genelde az konulduğu için asıl önemli olanlar onlardı. Paketin içini didik didik eder, içi çikolatalı, vişneli bisküvileri bitirir, paketi bi köşeye attırıverirdik. Çocuğuz ya; diğer bisküvilerin ortası aromalı özellikleri yoktu ve onlara karşı acımasız olmalıydık ki arkamızdan ağlasınlar. Şimdi de Nick Cave & Bad Seeds dinleyip Mimi Wonka 'nın dedikodularını dinliyorum. Yanımda da Hanımeller Asorti, ama artık aralarında ayrım yapmadan hepsini yiyorum. Tabii ortası siyahlı kırmızılı olanları sona bırakmak lazım. Bir de Eti- Negro lar vardır ama onlar ayrı bir konudur, Hanımeller'in yanına gitmezlerdir...

* Nick Cave 'in The Birthday Party 'sini bilen vardır bilmeyen vardır. Nick Cave'in en sevdiğim dönemidir. 1976- 1983 arasında kısa bir dönem de olsa benim için çok şey ifade eder. Zira Cave'in tüm çılgınlığını, enerjisini, serseriliğini, nefretini döktüğü, ardından tedavi görüp The Godfather havasına büründüğü grup. 2007'de çıkış yapmış en başarılı gruptur dediğim The Horrors 'ı sevmemin en önemli nedeni de The Birthday Party 'nin günümüz versiyonu olmasıdır. Taklit değiller, bir dönemi tekrar yaşatıyorlar ve bunu çok başarılı bir şekilde gerçekleştiriyorlar.

* Nedense insanlarımız sadece zorunlu oldukları zaman "iyi insan" oluyorlar. Ya da iyi insan maskesi takıyorlar. Çok ciddi konulara değinip Nick Cave 'li Hanımeller'li muhabbeti sonlandırmak istemezdim ama hergün öyle garip olaylar oluyor ki yazmazsak olmaz. Malumunuz Ramazan ayı geldi. İnsanların bir kısmı oruç tutuyor, bir kısmı tutmuyor, tercihe göre değişiyor (Konunun nereye geleceğini bu cümlede anladığınızı düşünüyorum). Son birkaç haftadır televizyon başına oturup haber bakmışlığım yok ya da gazete alıp okumuşluğum. Milletten duyuyorum herşeyi. Bak Mimi Wonka normal bunlar diyorsun şimdi ama beni çok rahatsız etti. İçki satıyor diye gece bakkal basmalar, uçakta içki istedi diye adam dövmeler, sigara içiyor diye "vay efendim sen nasıl oruç tutmazsın da sigara içersin!" diye kavga çıkarmalar vs... Azıtmış insanlarımız, haberimiz yok. Arkadaşım ne yaptın sen? Dinle arası haşır neşir olan bir insan değilimdir. "Bir dinim olsa Budizm olurdu, kaç savaş çıkmış Nirvana'ya ulaşmak için?" diyen insanlardanımdır. Din-İnsan-Tanrı ilişkisine pek girmek istemiyorum, sonra konu uzuyor sıkılıyorum. Ama islam dini tüm toplumsal karışıklıkları, savaşları, çarpıtılmış ayetleri bir kenara bıraktığın zaman Budizm gibi görünür bana. Oturup Mevlana- Mesnevi okuyan, bundan ilham alan, Mevlana hayranı materyalist insan tanıyorum. Sorunlu bir çelişki diyebilirsin ama güzel, ironik birşey.

Sen gel inandığını savunduğun şeyi bir güzel yerlebir et. İnsanların herşeyi başka taraflarından anlayıp, anladıklarını çıkarlarına göre şekillendirip ortaya çıkardıkları "bilgileri" başkalarına empoze ettikleri bir toplumda tabiki bunlar çok normal demek istiyor insan. Ama birşeylere kayıtsız kalmak, görmemezlikten gelmek o işin en zor tarafı. Sustuğun zaman, birşeyler söylemediğin zaman daha çok tepene çıkıyorlar, herşeyden bezdiriyorlar, kurtulamayacağını düşündüğün biryere gönderiyorlar kendi beyninin içinde. Sonra sömürülmenin verdiği karışıklıkla kendini tanıyamaz hale geliyorsun. Bunu çok yakından tanıdığım bir insanda gördüm, hala da görmeye devam ediyorum. Konuşup beynindekileri boşalttığın zamansa durum diğer seçenekten daha iyi bir dereceye varmıyor. Asıl soru şu; sana bu ahlaksız ahlaklarını kendi isteğinle mi aşılayacaklar yoksa zorla mı?

Çukurnot: Benim empozem sizinkini döver SüperCem Bey!

4 baloncuk:

Mimi Wonka dedi ki...

ahlaksız ahlaklarını zorla aşılıyor gibi görünüp bir güzel seve seve kabul ettiriyorlar, yani bak biz bazı düşüncelerimizi birilerine zorla kabul ettirmeye çalışsak "kardeşim doğrusu bu gel bizim yanımıza" diye üstüne üstüne gitsek, gelmeyenleri dışlasak, dövsek sövsek 3 gün sonra bir sürü yandaşımız olur.

inanışlar hoşgürü ile kurulup büyüyen şeyler değil aslında. öyleymiş gibi gösteriliyorlar sadece. yani şu an kendimden bu kelimeleri yazdığım için çok nefret ediyorum ama Mevlana öğretileri eski zaman mitleri olarak kaldı bu devirde, bence...

insanlıktan umudu kesmişim lan ben şu an fark ettim, sosyal ve siyasal bakışları beni hiç ilgilendirmiyor artık.

Canselmo dedi ki...

O püsküütler unutulmaz. Ama ben sevmezdim ortası fişnelileri. Tiskinirdim hatta..

Geçen tost yiyordum spora gitmeden önce. Adamın biri ters ters bakıp, cık cık cık etti bana. Ben de ona ters ters baktım. Amın oğlu! (Küfrettirdi mobarex günde bak..)

Yaşar Nuri Öztürk'ün, Allah İle Aldatmak diye bir kitabı var. Onu okuması lazım bizim insanımızın. En azından bir başlangıç olur.

Buzcevheri dedi ki...

Eskiden kırmızı kutuda 1 lt'lik kakaolu sütler vardı. Onla birlikte Eti kakaaolu bisküvi mmmm... Yanına Nick de gelir Tom da, hatta Harvey de. Hepsi de ayrı lezzet.

gnam gnam..

La Santa Roja dedi ki...

Ben Susamlı püsküütü severdim, hani böyle simit şeklinde, hafif tatlı, bol susamlı. Bir de balık kraker. Bi de muzlu süt. Bi de yanında yatmaya çekyat.